Perşembe, Eylül 21, 2006

ve düştü?..

"Rüzgala savrulan sözcüklerin arasında, yalnızlığım ve ben kaldık sadece ayakta duran. Dostlar bir bir gitti arkalarında hüzünler ve yarım kalmış işler bırakarak. Kanatlarıma vuran ve gözyaşlarımla birleşen yağmur, göklerin bana sunduğu söylenen özgürlüğü içinde sırtıma kırbaç gibi inerken. Ben sessizce hıçkırıyorum turuncu gökyüzünde... Güneş yeni bir günü bağırarak doğuyor ufukta! Günün aydınlanmasıyla görülebilir ve hissedilebilir hale geliyor tüm gerçekler. Yanından geçtiğim ağaçtaki kuşların cıvıltısı, bedenimdeki yaraların mide kaldırıcı görüntüsü... Ama şükrediyorum ki tanrılara, şu anda yanımda kimse yok benden ve bedenimdeki kusurlardan iğrenecek! Şükrediyorum ki tanrıya, bedenim bütün iğrençliğiyle gökyüzünde süzülürken bile, aşağılarda bir yerlerde sadece benim silüetimi görerek ya da varlığımı hissederek bile huzur bulanlar var.. En azında bu şekilde bir işe yaradığımı hissediyorum..."
"Cıplak bedenim bulut dedikleri o garip su kütlelerinin arasından geçerken, serinliğin bedenimin her yerine değmesinin içimde yarattığı rahatlık ve bu rahatlığın sadece bir nefes alma süresi kadar olması hayatımın anlamsızlığını yüzüme vuruyor... Ama ben, tüm bunlara rağmen usanmadan, bıkmadan geçiyorum o bulutun içinden! Peki neden? Doğru cevabı hiç bulamadım..."
"Umut, diyorlardı bana. Tek ihtiyacım olan şeymiş bu. Ama ben kaybettim bunu yıllar önce boş bir içki şişesinin dibinde... Sonra bana umuded diyecekte kimse kalmadı çevremde... Bir kısmı kendileri gittiler, bir kısmını da ben kovdum..."
"Bakın! Bana bakın! Kör ve sarhoş bir melek dolaşıyor göklerde! Siz kendinizi meleklerin yanlarında düşük hisseden varlıkların imreneceği hareketlerle dolaşıyor vadilerin tepelerinde! Başım dönmeye başladı. Bir şey başıma baskı yapıyor, sanki ayaklarıma doğru çekiliyorum. Rüzgar saçlarımı geriye doğru savuruyor. Sanırım düşüyorum. Yere, ölümüme doğru son düşüşümü yapıyorum...

Hiç yorum yok: