Pazartesi, Ağustos 07, 2006

Yeni bir başlık açarken konu belirtmek zorundasınız

Yazıyoruz, yazdık. Nedir ki yazmak? Düşünceyi sembollerle anlatmak diyor zihnimdeki eskiden kalma bir imge. Öyle mi gerçekten yazmak? Niye yazıyoruz? Hayır, niye yazıyorum? Ne gerek var parmaklarımı boş boş klavyede gezdirip, ATP'leri ADP'ye dönüştürmeye. Ne işime yarıyor bu? Yazamıyorum kardeşim ben, var mı! Bulamıyorum yazacak bir şey. Sonucunda da böyle saçmalıyorum mütemadiyen. Bir A4 sayfasını dolduracak kadar saçmalayabilir mi insan? Bir gün içinde ne kadar saçmalıyoruz? Saçma olarak nitelendirdiğimiz kavram nedir? İşte, az önce yazdıklarım "saçma" kavramının basit örnekleri benim için. Ne yapıyorum hala burada? Ne yapıyorsunuz hala burada? Niye okuyorsunuz? Niye yazıyorum? Belkide niye yazdığımı öğrenmeye okuyorsunuz. Benim bilmediğim bir şeyi, yazım size söyleyebilir mi? Ey Yazı, söyleyebilir misin bana neden seninle uğraştığımı?

Ahh.. Tıkandım işte. Devam etmiyor sözcükler. Tıkandım. Niye? Arkada Temporary Peace'nin sessiz bölümleri var. Vincent Cavanagh birazdan bağırmaya başlayacak. "Kedilere, köpeklere ne olacak?" diye. Şarkı bitince bana ne olacak? Şarkı bitmese de bana ne olacak? "Ne?" işte soru. Cevabını bilmediğim, biliyorsamda hatırlamak isteyemediğim.. Şarkı bitince ne olacak? Başlayan sonraki şarkıya mı bırakacağım düşüncelerimi, o mu yönledirecek zihnimi. Zihnimde düştüğüm bu boşlukta nereye tutunacağım? Yazı birşeyler söylüyor bana. Anlamıyorum. Sanırım ona tutunmam gerektiğini söylüyor. Bu yüzden mi yazıyorum acaba? Peki niye düşüyorum. Niye başta tutunmadım? Niye boşluk burada? Niye kapatmıyoruz? Hep tutunsam, düşmesem hiç ne olacak?

21:26. Bozuk uyku düzeni, günün yorgunluğu, zihnin karmaşıklığı. Mantıklı düşünme yeteneğimin yavaş yavaş azaldığını hissediyorum. Yazı, kendisine tutunmama yardımcı oluyor. Boşluk ise, hala beni çekmeye çalışıyor. Ama durun! Her şey dursun! Düşündüğüm her şey yanlış! Beni, kendisine tutunmaya zorlayan şey zihnimdeki anlamsız boşluğun kendisi ve içine düştüğüm de Yazı! Düşmek istiyorum şimdi! Özgürce, tutunmadan, sınırlar olmadan, sonsuza dek... Ya da sıkılana dek...

Malkavian gibi düşünmeye başlayan mantığım, paranoya yaptığım kelime yazılımlarına bakmak için yan tabda duran TDK'nın internet sitesi, düştüğüm yazı, etrafımı çevreleyen, havadan yoğun düşler. Daydreamer diyorlar, gündüz rüyacısı gibi bir şey oluyor. Hayalciler, hayal kuranlar. Niye hayal kuruyoruz? Niye "kurmak" kelimesini kullanıp sınırlıyoruz onu? Akışına bıraksak nazikçe. O, kendi istediği gibi şekillense daha güzel olmaz mı? Gerçekçiliğin, hayattaki acıların, düşlere engel olan sorunları bir kenara itip, uzun uzun, serbest bir şekilde düşlere bıraksak kendimizi. Sakin, çevresinde çiçek kokulu, böceksiz bir orman olan düş nehrine bıraksak kendimizi, ne güzel olurdu...

Yine boş boş bakarken yakaladım kendimi ekrana. Boşluk, son anda bacağımdan yakaladı beni düşerken. Tuttuğu yer, canımı acıtıyor şimdi. Klavyenin tıkırtısı, yan binadan gelen gürültüler, aşağıda bir yerlerde gece gündüz havlayan psikopat bir köpeğin cırtlak sesi.

Hayallerim bir böğürtlen çalısı şimdi. Uzaklarda güneş yavaş yavaş batıyor. Tatlı, serin esinti yüzüme çarparken havanın bunaltıcı sıcaklığını alıp götürüyor. Yüzümde bir gülümseme var. Çalının içinde bir sürü olgun böğürtlen görüyorum. Elimi uzatıyorum. Dikenler kolumu yarıyor. Duruyorum. Elimi biraz daha uzatırsam düşlerime ulaşacağım. Eğer biraz yana kayarsa, kolumdan ufak bir kan çayı akacak toprağa doğru. Titrememesi gerekiyor ama laf dinletemiyorum. Titriyor elim beni kaale almadan. Derime gömülmeye çalışan dikenler canımı acıtıyor. Bir an böğürtlene odaklanıyorum sadece, elime düşüyor. Artık acıyı hissetmiyorum. Zaten önümde o dikenli çalı durmuyor artık. Böğürtlenin tadı ağzıma dağılıyor. Ne zaman yedim ben onu? Daha çok istiyorum. Dahası için değer mi peki o çalıya tekrar elimi sokmak? Sanırım değer...

Ey buraya kadar sabredip okuyan kişi!
Sence değer mi o çalıya tekrar elimi sokmam ki ben böğürtleni çok severim..
Kaale almamak gerçekte nasıl yazılıyor?
Niye yazıyorum ben bunu böyle?
Niye okuyorsun sen?
...
İnsanlara ördek olduklarını söyleyince neden bu kadar şaşırıyorlar, niye bir an olsun benzeyip benzemediklerini düşünmüyorlar?
Cicisin okur, buraya kadar sabrettin bunca saçmalıkta. Düşler nehrinde, iyi yolculuklar dileğimle...