Cuma, Haziran 23, 2006

bir gün ö..

ben ölürken bir kuş tüyü düşsün üzerime
bir ağaç, yeşil bir yaprağını bıraksın yere
yanıbaşımda bir çiçek açsın, akşamüstü solmak üzre
uzaklarda bir yerlerde güzel bir kız gülümsesin,
yaşlı bir adama yer versin otobüste oturan genç

ben ölürken güzel şeyler olsun hayatta;
aptal tesadüfler renklendirsin ömrü
birileri mutlu olsun yok yere

ben ölürken başka kimse ölmesin
sadece bana ait olsun o an için ölüm
farklı olayım hayatta sadece bir an..

ben ölürken kimse görmesin beni,
istemiyorum yanaklardan süzülen damlalarla anılmayı
istemiyorum zihinlerde bitmemiş umutlarla hatırlanmayı

ben ölüken, gülümsüyor olayım
daha önce hiç gülümsememiş gibi..

ben ölürken, gülümsüyor ol uzak bir yerlerde...
ben hiç olmamışım gibi...

Çarşamba, Haziran 21, 2006

?

silik bir mum ışığıyla yaşıyorum
çevresinde dönüyorum, sarhoş sinekler misali
bir yere varma umuduyla, daire çiziyorum
kuyruğunu kovalayan köpekler misali

beyaz bir kalemle yazıyorum
kardan bir kağıda
özgürce içimi döküyorum
iz bırakmadan etrafta

etrafımda kopan fırtınaya bakıyorum
uzun zaman önce verdiğim bir nefesle büyüyen
kelebek etkisi yapıyorum
bazen isteyerek, bazende istemeden

insanlara bakıyorum
tepkisiz ve sessizce
yaşamın kendisini görmeye çalışıyorum
kendiminki yokmuşcasına

aniden parlayan muma bakıyorum
umutlarımı hatırlatıyor
birden parlayıp sönen
ısısını hissetmeye çalışıyorum
hiç ışık vermediği dibinde durarak...

Pazar, Haziran 11, 2006

...

beyaz noktalarla dolmuş siyah tavan
aldığın her nefeste içine dolan duman
kulaklarından içeri giren ahlaksız sözler
insanın yeni ihtiyaçları oldular

gerçeğin ötesine ulaşmaya çalışan eller
kırıldı ya da toprağa karıştı birer birer
gerçekte tutunmaya çalışıyor yenileri artık
umutsuz çığlıklarla

geçmiş, anılar, hayaller...
hepsi öldü...
geceyarısı gökteki yıldızların huzurunda
toprağın altına uğurlandılar

son'a hoşgeldiniz dedi karanlık melekleri
onları ittirdik, çılgınlığın kapısından girdik
umutsuzlar son'a giderken biz koştuk
ta ki bu soğukluktan kurtulana kadar

acı, nefret, öfke hala bizimle
hep bizimleydiler aslında
zaten onlar olmasa kim ne yapardı
sevigiyi, huzuru ve mutluluğu

umuttan köprüler yaptık
sonra küçük bir kibritle yaktık
karşı kıyıya boş boş bakıp
yeni bir köprü kurmaya başladık

tutarsız bilgiler ve duyguların dolandığı bir zihinle
hayatta kalmaya çalıştık
gerçek olmayanı kabul etmeyen bir dünyada
gerçeklerin olmadığı söyledik
kovulduk, ezildik.
anladık ama anlaşılmadık
tüm bunlara rağmen biz yine yaşadık, yaşamaya çalıştık...

yeşil yosun, kahverengi yosun, siyah yosun, mavi yosun, renksiz yosun, her renk yosun.. ya da sadece gözlerin...

tadı olmayan bir şeyler var ağzımda
eskiden alırdım hepsinin tadını
severdim, bıkmazdım..
üzülmezdim hatırladığımda seni..
nerelerdesin yosun gözlüm?
sensiz bitiyor bu kısa ömrüm

giysiler, perdeler, mobilyalar
çiçekler, yapraklar, ağaçlar
anılar, mutluluklar, hüzünler
hepsi sen kokuyor yosun gözlüm
sensiz bitiyor bu kısa ömrüm

sessizce gitmiş olsaydın keşke
geri geleceğin umuduyla yaşardım
gülümsemeni görseydim keşke son bir kez
öyle hatırlasaydım seni
ama sen yoksun yosun gözlüm
sensiz bitiyor bu kısa ömrüm

mum alevinde görüyorum yüzünü
camdaki yansımanı
aynada arkamda duruşunu
geri döndüğümde hiç orda olmuyorsun yosun gözlüm
sensiz bitiyor bu kısa ömrüm

korkuyorum yosun gözlüm
etraftan, acıdan, karanlıktan değil
sensizlikten korkuyorum yosun gözlüm
bu kısa ömrümün sensiz bitmesinden korkuyorum
karanlığın içinde, sessizce ağlayarak..

....

nerelerdesin yosun gözlüm?
sanırım, sensiz bitti bu kısa ömrüm...

Pazar, Haziran 04, 2006

hm?

-takip et...
-olmaz!
-neden?
-korkuyorum...
-ama burası boş? korkacak bir şey yok?
-işte korkutucu olanda bu. boş, hiç bir şey yok. hatırladığım, yaşadığım hiç bir şey. hala aynı yerdeyiz , etraftaki hiçbir şey değişmemiş ama yinede anılarımın geçtiği yer değil burası.
-doğru, artık farklı bir yerdeyiz. aynı yerin bir görüntüsündeyiz sadece. fotoğraflardan bile daha sahte bir dünyada.
-peki neden burdayız?
-sahte dünyayı olası kılıyoruz ki başka bir yerde gerçeği varolsun.
-nasıl yani?
-zıtlıklar yaratıyoruz. bir kavramı isimlendirmek için onun tersi olan bir şey bulunmalıdır. mutluluk için hüzün, eğlence için sıkıntı, yaşam için ölüm.. aynı zamanda hüzün için mutluluk, sıkıntı için eğlene ve ne gariptir ki ölüm için yaşam..
-bu?.. aptalca?..
-değil? yaşam tarzımız bu.
-biz?
-evet, artık seninde...
-istemezsem?
-kaybolursun. zıtlığın ortadan kalkar, sende ortadan kalkarsın...
-ö.. ölüm?..
-elbette hayır. benliğin, farkındalığın yok olur.
-şu, uyanıklık dediğin bu muydu.
-evet, şu anda uyanıksın.
-uyanık halde, sahte olanı görüyorum ve uyurkende gerçek olanlayım?
-elbette bu şekilde düşünebilirsin. ancak kavramlar zıt olmalarına rağmen birdirler. sahte ve gerçek sadece simgesel birer isim. aslında zıtlığın her iki ucu da, diğeri kadar gerçek.
-yani ikisininde sahte olma şansı var?
-ıı... evet..
-anlıyorum
-anladığını sanıyorsun. anlayamazsın, fazla imkansız..
-ne demek bu?
-anlayacaksın
-ironi?
-geç kalıyoruz, yürü. daha çok yolumuz var...