Pazartesi, Mayıs 15, 2006

düşmeden...

Düşüncelerimi toparlamaya çalışmak acı veriyor artık. Geldiğim, çevremdekileri getirdiğim bu son nokta benim için fazla.. Ah, kararsızlık meleği, neden kanatlarını üzerimden çekmiyorsun ki? Neden düşüncelerimi yalnız bırakmıyorsun... Hiçbirini eçemiyorum şimdi... Anlatabileceğim hiçbir duyguya benzemiyor hissettiklerim. Aşk değil, nefret değil, öfke değil, kin değil, hırs değil, yalnızlık değil... Hala hissedebildiğimi düşündüğüm düşleri düşünerek geçiriyorum vaktimi boşu boşuna. Laf kalabalığına çeviriyorum hayatımı. Beynime saplanıyor acı dolu düşünceler. Dişlerimi sıkıp inliyorum yavaşça. Hiç bir şey değişmiyor, hiç kimse duymuyor..
Turuncu gökyüzüne çeviriyorum gözümü, yağmur bulutlarını görüyorum uzaktan uzaktan yaklaşan. Yine birilerinin gözyaşlarını taşıyorlar.. Uzun zaman önce kaybolan benimkileri bulmak umuduyla bekliyorum sessizce. Tüm vücudum ağrıyor. Gözlerim kapanıyor. Uyumak istiyorum, uyanmamak üzre... Ve sonra düşüyorum yavaşça, kül misali gri kumların üzerine...
Hayat kısa
Ölüm uzun
Düşler kısa
Kabuslar uzun
Mutluluk kısa
Karamsarlık uzun
Umutlar kısa
Ve yine umutlar uzun..
O ses, müzik.. Bir peri uçtu başımın üzerinde sanki. Artık göğsümdeki acıyı hissetmiyorum. Üzerimdeki baskı yok oldu. Huzurlu hissediyorum, uzun zaman sonra ilk defa. Umudetmekti belkide unuttuğum bunca zamandır. Yapmaya geri dönmem gereken şey. Evet, hafiflemiş durumdayım tamamen. Mutluyum.. Aşığım, hemde mutluluğun kendisine. Bir tüy savruluyor rüzgarla havada, mavi renkli, düzgün, muhteşem bir tüy.. Sonra kayboluyor birden gözden.
Gözlerimi toprağa çevirince onun artık ayaklarımın altında olmadığını fark ediyorum. Uzaklaşıyorum ondan yavaşça. Sanırım artık anlıyorum, haklıydı. Kısa olan hayatım bitmiş, uzun olan ölümüm başlıyordu yavaş yavaş. Hayatın yüklerini üzerimden atmıştım hızla... Peki ya aslında uzun olan ölümüm bitmişse ve hayatım, tüm kısalığıyla başlamışsa?...